Halk ve Ulus için

Fabian Virchow

Sağ terör mü? Öyle bir şey Almanya Federal Cumhuriyeti’nde eskiden yoktu! Günümüzde gazetelerde yayınlanan kronikler yalnızca doksanlı yıllara kadar geri gidiyor. Sanki sağ terörizm Almanya’nın yeniden birleşmesinin bir ürünü, veya dış baskılara dayanamayıp yıkılan Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin geride bıraktığı bir zehir kalıntısı, devralınmış bir yük. Halbuki gerçekte Almanya Federal Cumhuriyeti’nde 1990’lardan çok önceleri de sağ terör vardı. Mesela özellikle 1970’li yıllarda sağ motifli şiddet eylemlerinin sayısı son derece hızlı bir artış göstermişti. Bu gelişme 1980’de Almanya Federal Cumhuriyeti’nde o zamana kadar görülmemiş sıklıkta vuku bulan neonazi terör eylemleriyle trajik bir doruk noktasına varmıştı.

Şaskınlık verici.

1980’de Almanya’nın her yerinde neredeyse aksamadan her ay bir bombalı saldırı veya bir kundaklama vuku buluyordu. 1929 doğumlu avukat Manfred Roeder tarafından kurulan neonazi terör örgütü Deutsche Aktionsgruppen (‘Alman eylem gurupları’)’nın bulunduğu bombalı saldırı ve kundaklama girişimlerinin hedefleri arasında, Auschwitz konulu bir sergiye ev sahipliği yapan Esslingen kaymakamlığı ve Hamburg’da bulunan ve Nazi toplama kampında hayatını kaybeden ünlü Polonyalı Yahudi doktor ve pedagog Janusz Korczak’ın ismini taşıyan Janusz-Korczak-Okul’u vardı. Örgütün ilticacıların barınaklarına düzenlediği saldırılar insan ölümlerine dahi sebep oldu. Mesela 22 Ağustos 1980’de Hamburg’da örgütün bir saldırısında iki Vietnamlı hayatını kaybetti.

Adı geçen Deutsche Aktionsgruppen adlı örgütün üyeleri kısa süre sonra yakalandı ve Stuttgart Eyalet Yüksek Mahkemesi tarafından 1982 yılında – bazıları müebbet olmak üzere – hapis cezalarına çarptırıldı. Manfred Roeder terör örgütü kurmak suçundan 13 yıl hapse mahkum edildi. Roeder’in 1970’li yıllarının başında kurduğu Deutsche Bürgerinitiative (‘Alman Vatandaş İnisiyatifi’)’nin 1979 yılının yazı ve 1980 yılının yazı arasında topladığı bağışın miktarının yaklaşık 45.000 Euro’ya ulaştığı soruşturmayı yürüten makamlar tarafından saptanmıştır. Deutsche Bürgerinitiative günümüzde de varlığını sürdürüyor.

1970’li yıllarda Almanya’yı kaplayan bu terör dalgalarının kaynağı NPD[1]’nin 1969 genel seçimlerinde millet vekili çıkarma çabalarının başarısızlıkla sonuçlanmasıydı. Bu yenilgi partide büyük bir hayal kırıklığına yol açtı. O ana kadar partinin taktik sebeplerden dolayı takındığı ‘ılımlı’ (sayılabilecek) ve yasal bağlamı göz önünde bulunduran tavır ve davranışlar yerini nasyonal sosyalizmi açıkça savunan ve şiddete başvurmaktan çekinmeyen bir tutuma yerini bıraktı. 1969’da NPD üyelerinin de aralarında bulunduğu bir gurup tarafından kurulan Europäische Befreiungsfront (‘Avrupa Kurtarma Cephesi’) 1972 yılında Düsseldorf Asliye Mahkemesi tarafından bir suç örgütü olarak sınıflandırılmıştır. Adı geçen örgüt, dönemin başbakanı Willy Brandt’ın Almanya Demokratik Cumhuriyeti başbakanı Willi Stoph’la Kassel’de yapacağı görüşmeyi engellemek amacıyla Kassel’in elektrik dağıtımını sabotaj etmeyi planlamıştı.

Europäische Befreiungsfront adlı gurup dönemin çok sayıdaki sağ örgütlerinden yalnızca bir tanesiydi. Mesela 1976 Mayıs ayında Alman Federal Ordusu’nda onbaşı olan Dieter Epplen’in Münih’te bulunan Amerikan askeri radyo istasyonu American Forces Network’a (AFN) düzenlediği bombalı saldırı girişimi şans eseri başarısızlıkla sonuç; bundan az bir süre sonra Hannover’deki sol bir kitapçı dükkanı bombalı saldırının hedefi oldu. Yalnızca 1978 ve 1979 senelerinde Bundeskriminalamt BKA (‘Almanya Federal Asayiş Dairesi’) tarafından 33 vakada silah ve patlayıcı maddeye el konuldu, bu kapsamda 35 adet makinalı tabanca, 371 adet tüfek ve hafif ateşli silah ve dokuz adet el bombası bulundu. Ayrıca 19 Aralık 1978’de Hanau polisi Kommando 88 isimli bir örgütte 500 kişinin ismini kapsayan bir infaz listesine rastladı. 1970’lerde silah ve patlayıcı madde bulunan örgütlerin arasında Manfred Knauber’in kurduğu Nationalsozialistische Kampfgruppe Großdeutschland (‘Nasyonal Sosyalist Savaş Gurubu Büyük Almanya’), Roland Tabbert’in önderlik yaptığı Nationale Deutsche Befreiungsbewegung (‘Nasyonal Alman Kurtuluş Hareketi’) ve üyeleri kararlı şiddet yanlısı olan Wehrsportgruppe Hengst (‘Savunma Sporu Gurubu Aygır’) bulunmakta.

Kuzey Almanya‘da 1977/78 yıllarında Alman Federal Ordusu eski astsubaylarından Michael Kühnen ve Lothar Schulte ve de Lutz Wegener’in önderliğindeki bir hücrenin, banka soygunları düzenleyerek ve Nato askerlerini soyarak para ve silah temin ettikleri ortaya çıktı. 13 Eylül 1979’da Celle Eyalet Yüksek Mahkemesi hücrenin bu silahlanma faaliyetlerinin Almanya’ya konuşlandırılmış yabancı birliklerin yakınlarına bombalı saldırı düzenlemek, Berlin duvarına saldırmak ve Almanya Federal Cumhuriyeti ve Alman Demokratik Cumhuriyeti arasındaki transit ulaşımı engellemek için hazırlık olduğu sonucuna vardı. Braunschweig bölgesinde oluşan ve Otte-Gruppe ismini taşıyan bir hücrenin, nazi savaş suçluları ve neonazi suçlularla ilgili davalarda görev yapan hakim ve savcılara karşı suikastlar planladığı tespit edildi.

Aşırı sağ gittikçe radikalleşiyordu. Sosyolog Friedhelm Neidhardt’in da belirttiği gibi, bu gelişmeler NPD’yi de etkiliyordu. Sağ görüşü paylaşanların çoğu NPD’de umdukları yaptırım gücünü artık bulamıyordu. Söz konusu terör hücrelerinin kurucuları ve hücrelerin üyelerinin çoğu önce NPD’ye yakınlığıyla bilinen Wiking-Jugend’da (‘Viking gençliği‘) veya doğrudan NPD’nin gençlik kollarında faaliyet göstermişlerdi. Fakat NPD artık onları kendine bağlayamıyordu. NPD artık kendisi hedef değil, hedefe ulaşmak için aşılan bir basamaktan ibaretti, adeta bir şofbenin içinden geçen suyu ısıtıp hazırladığı gibi.

Geçmişteki bu gelişmeler NPD’nin nasıl ve neden bugünkü şeklini aldığına açıklık getiriyor. NPD zaman içerisinde aşırılara ayak uydurma gerekliliği hissetiği için radikalleşip açıkça neonazi görüşler savunur hale gelmiştir. Artık şiddet uygulamaya yatkın, militanlığa meyilli, dolaylı ya da dolaysız şiddet tecrübesi olan üyeleri çok sayıda bulunan siyasi bir alemin parçası olarak varlığını sürdürüyor. Daha geçenlerde tageszeitung gazetesine sızdırılan Hard To Hate internet forumunda yayınlanmış metinler bu tip ortamlarda örneğin polise karşı şiddetin ne kadar açık ve çekinmeden konu edildiğini gösteriyor. Söz konusu internet forumu özellikle Thüringen ve Sachsen eyaletlerinde faaliyet gösteren Freies Netz (‘Özgür İnternet’) adlı örgütlenmenin yönetici düzeyindeki üyelerinin iletişim kurdukları site olarak işlev görüyor. Bu ortamın yönetici düzeyinde faaliyet gösteren ve önde gelen eylemcilerinden olan Maik Scheffler şimdilerde Saksonya Eyalet Meclisi’nde fraksion üyesi olarak görev yapmakta ve aynı zamanda NPD’nin eyalet başkanı vekili olmakta.

NPD Saksonya ve Mecklenburg parlamentolarında yer edinip, Almanya’daki aşırı sağın başlıca organizasyonu konumuna ulaşmış durumda. NPD diğer partiler gibi siyasi kampanyalar için para alabilmekte, parti imtiyazları ilkesine göre koruma altında bulunmakta ve (potansiyel) üyelerine belli ölçüde kariyer imkânları sunabilmekte. Bütün bunlar partiyi, parti dışında faaliyet göstermiş katı ve aşırı neonaziler için de çekici kılıyor.

Elbette NPD basın açıklamalarında teröre karşı mesafeli bir tutum sergiliyor, ama aynı zamanda terörün yabancı (kökenli insan)ların Almanya’daki siyasi ve toplumsal konumlarıyla ilgili düzenlemelerde izlediği ‚yanlış‘ politikadan kaynaklandığını savunuyor, terörü bu politikanın doğal sonucu olarak görüyor – âdeta doğal bir savunma refleksi olarak yorumlayıp mazur görerek. Öte yandan şiddet içeren suçlardan dolayı hüküm giymiş kişiler önemli parti makamlarına getiriliyor. Bunların arasında bir antifaşist bayan aktiviste karşı işlenen şiddet suçuna müşterek fail olarak iştirak ettiği halde Mecklenburg-Vorpommern Eyalet Meclisi’nde yerini alan Stefan Köster ve 2002 yılında ‚patlayıcı madde patlatmaya azmettirme‘ suçundan 33 ay hapis cezasına çarptırılan Patrick Wieschke yer almakta. Wieschke Thüringen NPD’sinde yönetici düzeyde değişik mevkilere getirildikten sonra son parti toplantısında partinin Almanya genelinde organizasyon yöneticisi olan Bundesorganisationsleiter seçildi.

Bu iki parti yetkilisinin suçları yakın geçmişte işlenmişken, Peter Naumann‘ın davası bizi tekrar 1970’lere geri götürüyor. Peter Naumann, 1972 ile 1987 arası yönetici düzeyde de olmak üzere NPD ve Junge Nationaldemokraten‘da (‘Genç Nasyonal Demokratlar’) farklı mevkilerde görev almış, 1978 Ağustos sonu Heinz Lembke ile beraber Roma’nın güneyindeki Ardeatine Mağaraları’nda bulunan anıt tesislerine bombalı saldırıda bulunmuş. Söz konusu tesisler 1944 yılının Mart ayında nazi rejimine bağlı SS (Schutzstaffel; Türkçe: Koruma timi) tarafından öldürülen 335 sivil tutsağı anmak amacıyla kurulmuştu. Naumann’ın ayrıca Yahudi Weiß ailesinin hikayesini anlatan Holocaust – Die Geschichte der Familie Weiß (‘Holokost – Weiß ailesinin hikayesi’) isimli kurgu televizyon dizisinin 1979’un Ocak ayında ARD’de yayınlanmasını engellemek amacıyla iki yayın direğini havaya uçurduğu tespit edilmiştir.

1988 Ekim ayında Naumann Frankfurt am Main Eyalet Yüksek Mahkemesi’nin Devleti Koruma Dairesi Senatosu’ndan (Staatsschutzsenat) başka suçların yanısıra “bombalı saldırı düzenlemek ve bombalı saldırılarda bulunmak üzere sözleşmek” ve “terörist örgüt kurmaya teşebbüs etmek” suçlarından 54 ay hapis cezasına çarptırıldı. Mart 1995‘de yine dikkatleri üzerine çeken Naumann’ın oturduğu dairesinde iki borulu bomba bulundu. Bunun üzerine pes eden Naumann, “mücadeleci şiddetsizlik” ilkesini benimsemeye karar verdiğini açıklayıp, Bundeskriminalamt’a (‘Almanya Federal Asayiş Dairesi’) silah ve patlayıcı madde bulunan 13 depo ifşa etti. Depolarda başka maddelerin yanı sıra 27 kilogram TNT (Trinitrotoluen) bulundu. 2007 ve 2008 senelerinde Naumann Saksonya Eyalet Meclisi’nde NPD fraksiyonu danışmanı olarak görev yaptı.

Sağ terör sol teröre kıyas daima daha sessizdi. Sağ teröristlerin eylemlerini üstlenirken bunu bitmek bilmeyen, inceden inceye özenle hazırlanmış ve teorik ilkelerini ortaya koydukları bildirilerle yaptıklarına rastlanmamıştır. Ama bu, sağ terörün geçmişte de günümüzde de terör olduğu gerçeğini değiştirmez. Geçen yıl ölen İngiliz siyaset bilimcisi Paul Wilkinson’ın tanımına göre, toplum içerisinde büyük korku yaratmayı amaçlayan suikastler ve sadece doğrudan saldırıda bulunulan ve mağdur edilen bireylerin değil daha büyük bir insan kitlesinin hedef alındığı ve sembolik hedeflerin seçildiği eylemler terörizmi karakterize ediyor. Ayrıca terörist bireyler hükümetlere veya belirli sosyal guruplara baskı uygulayıp kaba kuvvetle gelişmelere etki etmeye çalışıyor.

1980 yılında Münchner Oktoberfest‘e (‘Münih Ekim Festivali’) düzenlenen, 13 insanın ölümüne sebep olan ve Almanya’nın yakın tarihindeki en kanlı saldırısı olarak anılan Oktoberfestattentat (‘Ekim Festivali suikastı’) Wilkinson’un tanıma göre şüphesiz terör olarak sınıflandırılmalıdır. Patlamada ölen bir failin kimliği tespit edildi: sağ görüşlü militanlardan oluşan Wehrsportgruppe (‘Savunma Spor Gurubu’) adındaki örgütlerden biri ile yakın ilişkileri bulunan Gundolf Köhler adında bir öğrenci. Olayın iç yüzü hâlâ aydınlanmış değil – soruşturmaya pek gayret sarfedildiği de söylenemez. Saldırının amacının o sıralar yapılacak olan Almanya Federal Meclisi seçimlerine tesir etmek olduğu aşikâr. Amaç devleti güçsüz ve kendi vatandaşlarını korumaktan aciz göstermekti. Sağ teröristlerin – tabii ki kendi tuhaf mantıklarından yola çıkarak – bunları yapmaktaki nihai amacı, insanların daha otoriter bir hükümete gerek duymasını sağlayıp onları mevcut hükümete karşı ayaklandırmaktı .

Bir çok biçimde karşımıza çıkan sağ şiddetin amaçları çeşit çeşit: neonazilerin hedefleri arasında „halk ve millete ihanet“ ettiklerini veya yalnızca varlıklarının halk birliği fıkriyle çeliştiğini ve „Almanya’nın yükselişi“ne engel oluşturduklarını düşündükleri insanlar olmakta. Uyguladıkları şiddet biçimleri hedeflerindeki insanların gözünü korkutup onları yıldırmaktan başlayıp onları uzaklaştırmak ve hatta yok etmeye kadar varıyor. Örneğin 1980’li yılların başında Odfried Hepp ve Walter Kexel‘in etrafında oluşan hücre Amerikan askerlerini araba bombalarıyla terörize ettiler; faillerin amacı Almanya Federal Cumhuriyeti’ni „ABD’nin uyguladığı yabancı egemenlikten“ kurtarmaktı. 1997’de ergenlik çağında sağ alemin ağına düşen Kay Diesner Berlin‘de sol görüşlü bir kitapçıyı vurdu; ve daha sonra silahlı çatışmada bir polisi öldürdü. Bundan iki sene önce Lübeck SPD[2] fraksiyon yöneticisi Thomas Rother bomba yerleştirilmiş bir mektubu açarken ağır yaralanmıştı. Sözü geçen mektup aslen Dietrich Szameit’e gönderilmişti. Lübeck sinagogu kundaklanmıştı ve Szameit o sıralar mahkeme tarafından Lübeck sinagogunun kundakçılarına verilen cezayı hafif bulup mahkeme kararını eleştirmişti.

Almanya’daki sağ terörün hikayesi başından beri aynı zamanda gizli istihbarat servisinin de hikayesi. Thüringen’li terör gurubu ile ilgili bu aralar ortaya çıkan bilgiler Almanya’da aşırı sağcılık konusuyla meşgul olan hiç kimseyi şaşırtmıyor.

Mesela Bund Deutscher Jugend‘un (BDJ; ‘Alman Gençliği Birliği’) manşet olması ta 1950’lerin başlarındaydı. Ocak 1953‘de birçok Eyalet İçişleri Bakanı üç sene önce kurulan Bund Deutscher Jugend‘u ve ona bağlı Technischer Dienst’i (TD; Teknik Hizmet) yasakladı. Gerçekte söz konusu Bund Deutscher Jugend, kendine bağlı olan Technischer Dienst kısmının gizli yasadışı düzenine legal bir birliğin parçasıymış süsü veriyordu. Doktor ve yazar Paul Lüth’ün yönetiminde Wehrmacht’ın[3] ve Waffen-SS’in[4] eski askerlerinden oluşan silahlı bir örgütün kurulması planlanıyordu. Bu örgüt, Almanya Federal Cumhuriyeti’nde solcu eğilimler belirdiğinde veya ülke Doğu Blok ordularının istilasına uğradığında faaliyete geçip partizan savaşıyla onlara karşı mücadele edecekti. Dışa karşı gençlik birliklerinin geleneğinde bir dernek imajı veren çifte örgüte yapılan baskınlarda 1952 yılında polis tarafından Erich Ollenhauer gibi tanınmış SPD politikacılarının isimlerinin yer aldığı bir infaz listesi bulunmuştur.

Zamanın Hessen Eyalet Hükümeti’nin yaptığı kapsamlı araştırmaların sonucunda BDJ/TD’nin (Bund Deutscher Jugend/Technischer Dienst) Amerika Birleşik Devletleri’nin gizli istihbarat servisleri tarafından – Soğuk Savaş’ta ABD’nin gizli bir müttefiği olarak – finanse edildiği ve silah ve patlayıcı maddelerle donatıltığı ortaya çıktı. Ve zamanın Anayasayı Koruma Federal Kurumu’nun başkanı 1952’nin Kasım ayında – pek de şaşırmış görünmeyerek – BDJ/TD’nin infaz listesinde kişiye ait bilgilerin derlendiği sayfalarının “tertip ve yapı itibariyle Anayasayı Koruma Federal Kurumu’nun kullandıklarına benzediğini” saptamıştır. Lüth ve yandaşlarının destek aldıkları apaçık ortadaydı.

Sonraki yıllarda da neonazi terör guruplarıyla ilgili davalar manşet oluyordu. Bu davalarda V-Leute[5] adı verilen kişi gurubunun görevlendirilmesi ve işlevi ve buna bağlı olarak Anayasayı Koruma Ofis‘lerinin rolü de sorgulanmaya başlandı. Mesela FAZ (Frankfurter Allgemeine Zeitung) gazetesinin Temmuz 1972’de Europäische Befreiungsfront‘a (‘Avrupa Kurtarma Cephesi’) karşı açılan ceza davası ile ilgili derlediği raporda, savcılığın sunduğu anahtar tanığın Anayasayı Koruma Ofisi’nin eski ajanı olarak örgütün planlarında itici bir güç olarak faaliyet gösterdiği saptanmıştır. Anayasa Koruma Ofisleri’yle çalışan V-Leute[6] adı verilen kişi gurubunun sızdıkları veya bulundakları örgütlere daima yardımcı oldukları ve finasmanından başlayıp patlayıcı madde üretiminden tutun silah teminine kadar her konuda büyük çaba sarfederek katıldıkları tespit edilmiştir. Bu organizasyonlar arasında Emdener Kampfgemeinschaft (‘Emden’li Nasyonal Sosyalist Savaş Birliği’), Nationalistische Front (‘Nasyonalist Cephe’), Otte-Gruppe (‘Otte Gurubu’) veya nazilerin partisini tekrar diriltmek amacıyla aynı isim verilerek 1970’lerde kurulan Nationalsozialistische Deutsche Arbeiterpartei (‘Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’) gibi şiddet yanlısı örgütler ve partiler yer almakta.

Kamuoyunun sağ terörü hangi yoğunlukta algıladığı– ve ne kadar çabuk dikkat alanının dışına itip unuttuğu – sonuçta politik konjonktüre, menfaat ve çıkarlara ve tarihsel kontelasyonlara bağlıdır. Yetmişlerde ve seksenlerde birçok kişi neonazi şiddet yanlılarının organize olmasını ve silahlanmasını – bilhassa Rote Armee Fraktion’un (RAF; ‘Kızıl Ordu Fraksiyonu’) cinayetlerine nazaran – pek kayda değer bulmuyor ve önemsemiyordu. Uzun yıllar partisi CSU’nun[7] başkanlığını yapmış Franz Josef Strauß gibi muhafazakâr politikacılar ırkçı şiddetin oluşturduğu tehlikenin boyutunu daima küçümsemeye meğilliydi. Belki de neonazi aktörler on yılı kapsayan o dönemde hiç bir aşırı sağ örgütün yasaklanmamasından da cesaret alıyordu.

Alman yeniden birleşmesinden sonra eski Almanya Federal Cumhuriyeti’nin radikal sağcıları kendilerine yeni fırsatların doğduğunu düşündüler. 1990’ların başlarında cereyan eden ırkçı şiddet dalgasını „yabancıları“ defetmek olan büyük amaçlarına destek olarak yorumladılar. Hoyerswerda ve Rostock’da bilhassa yüksek tirajlı bulvar medyasının yayınladığı haberlerden ve haberlerde kullanılan diksiyondan da cesaret alarak şiddet dahi uygulama hakkını kendinde bulan sağcıların azınlıklara karşı düzenlediği ırkçı saldırıları gören neonazi guruplar, hayallerinde pek yakında cereyan edecek olan halk ayaklanmalarının fantazilerini kurmaktaydı.

O sıralarda Yugoslavya’nın dağılması sırasındaki savaşların da aşırı sağ görüşlü insanlara çekici geldiği biliniyor; resmi rakamlara göre otuz erkek paralı asker olarak Balkanlar’daki kanlı olaylara dahil oldu, fakat tespit edilemeyenlerin sayısı hakkında tahmin yürütmek dahi mümkün değil. Yine başkaları Hans Westmar lakabı ile yeraltı mücadelesi için geniş kapsamlı kılavuz düzenleyip dağıtıyor, bazıları da kendilerini sokak terörüne katılmak ve siyasi muhalifleri yok etmek üzere eğitiyordu. Kamuoyunda, azınlıklara düzenlenen ırkçı saldıralar (pogromlar) ilkin içkiyi fazla kaçıran kişilerin taşkınlıkları olarak görülüp hafife alınıyordu. Ancak Mölln ve Solingen’deki cinayetlerden sonra konutlara düzenlenen kundaklama saldırıları cinayete teşebbüs olarak sınıflandırılmaya başlandı. Sonunda nihayet 1995 yılına kadar olan süre içerisinde çok sayıda neonazi örgütü yasaklandı.

Sağcı alemin internet forumlarında günümüzde hiç çekinmeden şiddet ve cinayet fantazileri yayınlanıyor. Başlıca düşmanları „yabancılar“, demokrasi ve açık toplum. Kin ve nefret kusarak geleceğini umdukları iç savaşı dört gözle bekliyorlar. Onlara göre bu iç savaş yeni bir Almanya doğuracak: evet, völkisch sıfatını taşıyan bir Almanya, yani ırkların varlığını temel alan onların sadece Alman ırkından geldiklerini var saydıkları kimselerden oluşan bir ulus şeklinde yeniden doğacak olan bir Almanya. Seksenlerde sosyolog Eike Hennig’in de belirttiği gibi, bunun gibi kanlı vizyonlar şiddeti zorunlu kılıyor: „(Hedeflenen) Durumu şekillendirmek için militanlık gerekli ve kaçınılmaz. Kaos‘dan ve Yeniden Diriltme’den oluşan o apokalips tablo, herkesin görebilmesi gerektiği ve olacakların habercisi olan o eylemi ve de düşmanları yok etmeyi şart koşuyor.“

Bu günümüzde de aynı. Nihayet kimliği tespit edilmiş Nationalsozialistischer Untergrund (NSU; ‘Nasyonal Sosyalist Yeraltı’) gurubu Almanya Federal Cumhuriyeti’nde 50’li yıllardan beri aralıksız varlığını sürdüren sağ terörizmin devamlılığı içerisinde bir halka. Hiç bir tarafı yeni değil, ama her bir yanı kamuoyunu artık uyanmaya – ve uyanık kalmaya – çagırıyor.


[1] Almanca: Nationaldemokratische Partei Deutschlands; Türkçe: Almanya Ulusal Demokratik Partisi

[2] Sozialdemokratische Partei Deutschlands; Türkçe: ‘Almanya Sosyal Demokrat Partisi’.

[3] Wehrmacht: 1935 ile 1945 yılları arasında Nazi Almanyası'nın silahlı kuvvetleri (Türkçe: „Savunma Kuvveti“).

[4] Waffen-SS: Nazi Almanyası'nda SS'in sonradan kurulma iki askeri kolundan biridir. Doğrudan doğruya Adolf Hitler'e bağlılık yemini etmiş ve askeri eğitimin yanı sıra siyasi ve kültürel eğitime tabi tutulan gönüllü savaşçılardan oluşturulmuştur.

[5] V-Leute (V-Mann, V=Vertrauensmann, Verbindungsmann’ın çoğulu): Türkiye’deki muhbir/haber elemanlarıyla kıyaslanabilir; V-Mann genellikle kanun koruyucular tarafından kullanılan bir terimdir; bir kişi ya da teşkilat hakkında (özellikle organize suç ya da terör örgütlerinin içinden) organik bağı olmadığı istihbarat ya da kanun koruyucu kuruma kişisel nedenlerle ya da maddi kazanç karşılığında bilgi sızdıran kişi. Görevleri genelde süreklilik gösterir ve uzun yıllar kapsar.

[6] Ayrıntılı açıklama için bir önceki dipnota bakınız.

[7] Christlich-Soziale Union in Bayern; Türkçe: ‘Hıristiyan Sosyal Birliği‘.


Fabian Virchow

Makalenin yazarı siyaset bilimcisi. Düsseldorf Meslek Yüksek Okulu’nda toplum teorileri ve politik davranış teorileri konusunda ders vermekte ve aynı yüksek okulda bulunan Aşırı Sağ/Neo-Nazizm konusuna odaklı araştırma enstitüsünü yönetmekte.